Sayfalar

16 Aralık 2012 Pazar

Bu Akşam

Bir gün oturup taslaklarımı yayınlasam herhalde yayınladıklarım kadar bir o kadarda taslağım var.Bu mükemmeliyetçi tavrımdan sıyrılmadığım sürece  ya da kafamı toplayamayıp yarım bıraktığım sürece sanırım bu böyle sürüp gidecek.He yayınladıklarım çok mu mükemmel?Elbetteki değil.Ama sıyrılmaya çalışıyorum işte.Yazıp anında yayınlamazsam bir daha yayınlayamıyorum çünkü.

Ne zaman blog yazmaya ara versem beni geri döndüren şey yazdıklarımın beni mutlu ettiğini, okuyunca bir anlam ifade ettiğini  anlamam oluyor.O yüzden sanırım bu mecradan hiç bir zaman tam olarak ayrılamayacağım.

Şu anda kendime Türk sanat müziği ve türkü gecesi yapıyorum.Müzikle doyuyor ruhum.İnsanın ruhu böyle doyunca ilham da geliyor yazası da.

Bu arada yarın bugün olduğu gibi gene seminerim var.Öğretmen eğitim vakfının düzenlediği bir seminere katılıyoruz okulca. Eğlenceli bir seminer ama çok yorulduğum bir gerçek.:)Ama hala yatmadım gene üstelik dünden de uykusuzum.Her zamanki halim siz boşverin.:)

Kendimi az da olsa serbest bırakmaya başladım.Yaş oldu 28 anca bu kadar oluyor.İdare ediyorum kendimle.Ama bu süreç biraz sancılı ve değişim biraz zor.Ama insan istediği ölçüde biraz kendini değiştirmesi yenilemesi güzel sonuçlar doğurabiliyor.Tabi bunu uzun süredir planlayan yapan var mı benim gibi bilmiyorum.Deneyip göreceğim sanırım.İnsanların deneyip yanılmasını izlemekten sıkıldım sanırım.Hata yapmayı kabullenmeyi öğrenmem gerekiyor.


6 Aralık 2012 Perşembe

Duman



Kafam azıcık dumanlı
Tüttürdüğüm sigaradan bağımsız

Dumanlıyım bugün
Dinlediğim şarkılardan bağımsız


Canım sıkkın derinlerden
Bugünden bağımsız


Olan bir şey yok

Bilinen aynı

Yaşanan aynı

Ben aynı

Gene de dumanlıyım bugün


Gerçeklere ve geçmişe dair
Dumanlıyım bugün

4 Aralık 2012 Salı

İstanbul Misafiri


Fotoğraf alıntıdır:http://photographerss.blogcu.com/gunun-fotografi-istiklal-caddesi/11753119

İstanbul Misafiri

Kalabalık gecendeyim İstanbul
Beynim gene yalnız olsa da,
Düşüncelerim hep kalabalık.

Senin kalabalık sokaklarına,
Kalabalık caddelerine inat
Yalnızım İstanbul.

Ayaklarım yürüyüp gitmek istiyor istanbul.
Kalabalık İstiklal Caddende,
Öylece yürüyüp durmak istiyorum.
Kimse bulamasın yalnız olayım istiyorum.
Kimseyi duymayım, kimse beni görmesin istiyorum.

Deniyorum İstanbul.
İstiklalin de kaybolup sana karışmayı deniyorum.
Sende bilmişcesine bırakmadın be İstanbul.
Ama ben sana ait değildim misafirindim İstanbul.

Yollarında çoğu kez harap olmuş,
Yollarında kendini unutmuş,
Çok gülmüş, eğlenmiş,
Çoğunlukla senle ağlamış,
Kendimi sende unutmuş olsam da
Ben sana ait değilim İstanbul .

Sense kimsenin olamayacak kadar büyüksün
Bense kimsenin olamayacak kadar tükenmiş
Senin olamayacak kadarsa misafirim sana
Sen beni bekle  İstanbul, uğrarım arada sırada
İkimiz de birbirimize bağlanmadan yaşayalım usulca

Pişmiş tavuğun başına bile gelmeyenler

Evet beni buldu.Bu hafta sonu gene İstanbul'a gittim.Buralarda pek anlatacak vaktim olmamasının ana sebeplerinden biri kaç haftadır üst üste ya bir yerlere gidiyorum ya birileri geliyor ve ben nete girecek vakit bulamıyorum.Hafta sonu öyle yoruluyorum ki hafta içinin temposuna anca yetişiyorum.Gene de bu arada ihmal etmeden Şafak Vakti'ne gittim.

Olaylar zincirine geçmeden önce biraz genel durumdan bahsedeyim.

Yeni okula başlamış bulunuyorum.Hatırlarsanız tayinim çıkmıştı.Bu okulda da gene 1.sınıf düştü.Ama okul çok rahat küçük sevimli ve daha önce çalıştığım yerlerden gerçekten çok daha iyi.Sınıf mevcudum 22 ki en fazla sayıda bendeymiş.Bana zaten bu bile çok az görünüyor.Sınıfın en yaramazı dedikleri benim daha önce okuttuklarıma göre çok hafif düzey kalıyor .Anlayacağınız okul konusunda rahata erdim gibi yani inşallah maşallah diyelim henüz yeniyim malum.Söylememe gerek bile yok hiç yaşıtım yok.Zaten doğum tarihimi gördüğünde müdür sevinmiş.Evet bu sayede hala kendimi çok genç hissediyorum.Hoş yaşlı da sayılmam da böyle ortamlarda hiç büyümüyor gibisiniz :)Bu arada müdürüm çok tatlı bir kadın.

Eski öğretmenden sonra çok işlerim var velilerin ağlayarak uğurladığı öğretmenin yerini doldurmam gerekiyor.Gerçi benim velilerimde az ağlamadı vedalaşırken.Neyse şuan sınıfı yeniden kendime göre düzenlemek, oturtmak biraz zamanımı alacak.Hummalı bir çalışma içindeyim.Ya şu erkek öğretmenler kötülemek gibi olmasın ama sınıf düzeni diye bir şey uygulamıyorlar.Bir kadın eli değmeli olayı söz konusu.:):)Birde sene başından beri hiç deftere başlamamışlar yeniden oturtmam gereken bir yazı düzeni söz konusu anlatmakla bitmez işler sürüsü beni bekliyor...

Pişmiş tavuğun başına bile gelmeyen hadiseler:

İşte bu yoğunluklar yetmezmiş gibi her hafta sonu da ayrıca doluydum.Bu hafta gene İstanbul yollarında olan ben Bu sabah feribotla dönecektim.Feribot seferleri iptal oldu.Daha sonra otobüse yetiştim.Otobüs trafiğe takıldı.Sonra o yetmezmiş gibi arıza yaptı baya bekledik.Daha o da yetmezmiş gibi uzunca bir süre benzin almasını bekledik.Sonra otobüsün bineceği feribotu bekledik.Derken 3.5 saat sürmesi gereken yol 5 saat sürdü.Birde zaten okula geç kaldım daha ilk günden paniği yaşarken uykusuz olmama rağmen stresden uyuyamadım.Sonra kendime geleyim diye feribottayken bi lavaboya gideyim dedim demez olaydım.Bir anda  deniz dalgalandı sırıl sıklam oldum.Çoraplarıma kadar ıslandım.Zaten direk okula geçecektim tamamen perişan haldeydim.Artık kendimi gülmeye verdim.Zaten bu halde müdür de herkes de acır halime diye düşündüm acınacak halime güldüm.:):)

Okulu arayıp haber verdim 2.derse ancak yetiştim.Veliler 1 ders idare etmişler sağ olsunlar.Sonra zaten teneffüse çıkacak zamanım bile olmadı.Ama gıcık bir öğretmen tespit etmeme yetecek kadar bana bulaşacak birine rastladım.Sıfırdan mı alıyorsun? Uyum haftasına yeniden mi döndün? gibi gibi saçma sapan salak cümlelerle sinirimi bozdu ki öğretmenler odasında başkalarına karşıda biraz kıskanç olduğunu keşfetmiştim. İyide sanane sana hesap mı verecem ne yapacaksam yapacam...:):)Kendince sinir bozmaya çalışıyor.Bu insanlar bir alem doğrusu.

Çocuklarsa sevimliler.Oyun hamurundan insan yaptım diye gelenler ,oyun hamurundan pasta yapıp bana getirenler,fısıltıyla konuşun dediğimde fısıltı ne diye soranlar mevcut.Bu çocuklar da daha şimdiden beni sevmeye başladılar elimi tutup yanımdan ayrılmıyor keratalar.





28 Kasım 2012 Çarşamba

Demek İsterdim

O gün beni takip eden sapık zihniyetli insan.Beni bir korku ve hüzne sürüklediğinin bilincinde misin ya da bilincinde olsan daha fazlasını yapacak kadar insanlıktan çıkmış mısın?...demek isterdim anlayacağını bilsem.

Zor zamanlarımda yanımda olmayan dostlar.Sizi hiç suçlamadım.Düşündüm ki sizinde dertleriniz işleriniz vardı.Dertlerimi size yüklememek için uzak durdum ya da belli etmedim bir şekilde.Mükafat ya da övgü de istemedim bunu anlamanızı da beklemedim sizi uğraştırmamak için anlatmadım. Halimden anlamanızı beklemekse çok ütopik olurdu.Ama iş ben kendim bir şeyleri yoluna koymuş hayatıma devam ederken ne oluyor da beni suçluyorsunuz.Aslında siz bile utanıyorsunuz bunu söylerken.Ama beni üzmekten suçlamaya varan bencil hallerinizden de sıyrılmıyorsunuz.Pardon ama şöyle demek istiyorum size.Siz hayatınızı yaşarken bana mı sordunuz?demek isterdim.

O kadar zamandır çocukların hakkını gözetmeye uğraşıp ben önem verdikçe hocam bunlar devletin işleri takmayın,siz prosedüre uyun diyen sevgili müdür.Durumu size çok önceden anlatmama rağmen şimdi cumaya kadar beklememi talep etmeye nasıl utanmıyorsun. demek isterdim.Utanacağını bilsem.

Sevgili kısa sürede olsa birlikte çalıştığım çok yakın olamasak da muhabbet ettiğim meslektaşlarım.Tayinimin çıkmasından önce norm fazlası olmama acınası hallerle bakıp saçma sapan davranırken.Şimdi sizden daha iyi yere gidecek olmama bu kadar hasetle yaklaşmanızı fark ediyor ve anlıyorum demek isterdim.

Benim veliyle sorun yaşadığım ilk haftalarda gülüp bilmiş bir tavır takınan sevgili meslektaşım.Benden çok çok daha basit bir mevzuda veliyle ağız dalaşına girip öğrencileri bırakıp gidip hatta ağlamana ne diyeceksin.Bu mudur senin tecrübelilik anlayışın?Demek isterdim.

Beraber onca yolu gittiğim iyi ama bahtsız arkadaşım.İyilik olsun diye sırf sen benden istedin diye daha önceden de gene size yardım olsun diye istediğiniz bir konuda yardımcı oldum.Hemde bir seferinde çok hastaydım ki 2 gün rapor verdi doktor o günden sonra.Ama iyilikten maraz doğarı bir kez daha anladım.Bilsen de ben anlamıyorum demenin doğru olduğunu anladım sayenizde demek isterdim.

Daha kimlere neler demek isterdim kim bilir.Bir çoğu içimde kalıp çoğu zaman da unutulup gidiyor.Şimdilik bunları diyesim var.:)


Bencil Olabilseydim İyiydi


Yazılacak o kadar şey varken içimde gene kelimelerim saklambaç oynuyor.Durdum duramadım yazdım sildim derken sonunda yazıyorum.(Taslaklarla doldu blogum.)



Şuan her şeyin yolunda olması gerekirken her şey gene sarpa sarmaya başladı.Sanki bir şeyler birileri ya da her ne ise olan bir şeyler beni hüzne itmek için canla başla uğraşıyor.Ben ayakta durmaya çabaladıkça üzerime geliyorlar.Suçlu benim aslında benim suçum tam da ben olmak.Bencil olmayı öğrenemedikçe bütün bunların devam edeceğini biliyordum.Çok önceden bu konuda gardımı almış olsam da üst üste gelmesi konusunda pek de hazırlıklı sayılmam.Henüz o kadarda iyi değilim bu konuda.

İnsanların art niyetleriyle karşılaşmanın beni hep üzdüğünden bahsettim burada.Çoğu zaman üzmekle kalmıyor çöküntüye bile uğrayabiliyorum.Belki öyle zamanlarda art arda art niyetleri farkına varmak süpriz değildir.Bunun yanında cabası dediğim bir çok şey oluyor şu ara.Hangisini takmayacağımı şaşırdım.Bencil olmayı öğrenmek benim için mümkün olamıyor nedense.

Aslında çok mutlu olmam gerek hatta belki havalara uçmam .Tayinim hiç beklenmedik bir şekilde iyi olduğunu düşündüğüm evime çok yakın bir okula çıktı.Bu duruma sevindim elbette ki.Bu kadar zamandır beklediğim haber iyi sonuçlandı ve belirsizlik ortadan kalktı.Okuldaki bir çok kimsenin kıskançlıkla baktığı bu tayin olayı benim mutlu olmama yeterde artardı bile.Öğrencilerime nasıl söyleyeceğimi onlara ne olacağını takmasaydım yeterdi.Bana saçma sapan davransalar haksız yere şikayet etmiş de olsalar bile velilere saygı duymasaydım çekip gitmek kolay olurdu belki.



Üstelik mutlu olmak için kendi adıma her şey yolunda neden bu dış müdahaleleri takıyorum bilmiyorum.Onların bir nebze olsun çoğu zaman beni takmayıp hayatlarını yaşadıklarını bilmeme rağmen hemde.


İnsana koyan tamda bu işte gerçekleri bilsem de değiştirememek ...

Kilit cümlemi buldum sonunda:

Bana dokunan benim insanlara gösterdiğim hoşgörünün özenin fedakarlığın sadece bir nebzesinin de olsa geri dönmediği görmek.Bunca zarardan sonra  uzun vadelerde insanlardan bana kalan tek kar çevremde senin kalbin temiz diye anılmak.



15 Kasım 2012 Perşembe

Bazı Şeyler




BAZI ŞEYLER

Facebookda bir oyun gibiydi hayat.
Bir kaptırdın mı geçerdi zaman

Bazı insanlarsa toolbar gibiydi.
Senden habersizce yüklenip hayatına, seni sinir ederlerdi.
Onları hayatından kaldırmak ise uğraş gerektirirdi.

Bazı arkadaşlar
Sıkılsanda okumaya devam ettiğin kitap gibiydi.
Okurdun bilirdin içlerini de gene de bırakamazdın.

Bazı şeyler  kahve içmeye benzerdi.
Zamanında içmezsen soğurdu, tadına varamazdın.

Bazı acılar vardı ki hiç bir şeye benzemezdi.
Sadece zaman iyi gelirdi .

Bazı tavsiyeler  vardı ki
Bir sineğin vızıltısından, öteye geçemezdi senin nazarında.

Bazı zamanlar "Uzatma kısa kes." derdin kendi kendine
Kendi kedine konuşmanın deliceliğinin,bilincinde olmaksızın emirler yağdırırdın .

Bazı şarkılar vardı ki
Sana özel yazılmış gibi hissettirirdi sana
Dinlerdin dinlerdin de doyamazdın

Bazı köşebaşları buluşmak için
Bazıları ayrılmak içindi

Bazı gülümsemeler davetkar
Bazıları yok ol der gibiydi.

Bazı anları unutmak istemezdin
Bazılarınıysa hiç hatırlamamak için neler verirdin
Bazı şeyler garipti işte sorgulamazsan iyi ederdin.

Bazı elvedaların dönüşü yoktu,
Bazı aşkların da bitişi.

Bazı yazılarsa bitirilemezdi
Bitirmeye çalıştıkça uzar giderdi
İşte bu yazı da öyle bir şeydi...

Bazı şeyler vardır affedilmiyor.

                                                         
                                                            Bazı şeyler var ki söylenmiyor.


9 Kasım 2012 Cuma

Cinli Hoca

Şu 4+4 mereti eğitim sistemine bulaştığından beri bir türlü huzuru ve rahatı bulamayan benim gibi kendi okulunda genç dolayısıyla hizmet puanı az olan öğretmenler, norm fazlası durumuna geçtik ve geçici olarak başka okullara görevlendirme istedik.İşte bu dönem başka 3 arkadaşımla birlikte 4 kişi bir okula görevlendirme olarak çalışıyoruz ve hepimiz 1.sınıf öğretmeniyiz.

1.sınıfları okutmak ayrı bir hassasiyet önem ve sabır gerektirir.Bizde hazırlıksız olarak birden kendimizi başka bir okulda tanımadığımız bir çevrede bulduk.Üstelik geçici olmamıza rağmen 1.sınıf okutuyoruz.Ve bugünlerde benim tekrar tayinim çıkacak  kadromla birlikte başka okula geçeceğim.Çocukların yaşayacağı kaosu düşünmek bile şimdiden beni yoruyor.Tamamen benim elimde olmayan sebeplerden bu durumu yaşayacaklar maalesef.Çünkü tayin istemem de zorunluydu.

İşte yeni gittiğim bu okulda gittiğim günden beri bir düzensizlik karmaşa hakim.Ben düzene alışkın olduğum için bana başlarda çok tuhaf geldi hala da alıştığımı söyleyemem.Evrak işleri tüm işler çok savsaklanarak bilinçsizce yapılıyor.Kasım oldu hala planlama eksik.Başlarda biraz ses edecek oldum sonra bende vazgeçtim oluruna bıraktım.Zaten yeni gittiğiniz birde geçici olduğunuz bir yerde çokta önemsenmiyor söyledikleriniz.

Köyden yeni şehirleşmiş bir yer olduğundan dolayı okulun bahçesinin hemen yanında horozlar, koyunlar, köpekler görebilirsiniz.  Zaten duvar alçak çocuklar kolayca yan tarafa geçebiliyorlar Birde bir harabe var teneffüslerde oradan topluyoruz çocukları.(Televizyonda yaz aylarında, eylül başında "Okullarımız güvenli gerekli önlemler alındı."diye yapılan açıklamalar ve gidilmiş bir kaç okulun görüntüsü geçti nedense aklımdan.Tüm Türkiye zaten bu bir kaç okuldan ibaret ya!...)

Neyse ben daldım gene sorunlara asıl anlatacağım Cinli Hoca hikayesiydi.Okul biraz ilginç demiştim size.Veliler şikayet etmeye yer arayan bilmiş  ve bir o kadarda cahil .Ben ki kolay kolay kimseyle bir sorunum olmaz.İlk haftadan ben bile dayanamayıp tartıştım bir kaçıyla.

Bilinçli olup gerektiği yerde şikayetçi olan veliden rahatsız değiliz.Yani elbette ki gerekli bir durum varsa şikayet edilebilir veya konuşulur sorun halledilir gerekirse sınıfta değiştirilir okulda.Ama öyle bir olay duydum ki gerçekten çok şaşırdım.Çocukların abla demesine,saygısızlıklarına velilerin öğretmelere;saygısızca davranmasına, canımlı, senli benli konuşmalarına, hakarete varan konuşmalarına, o kadar şaşırmamıştım kanıksamıştım artık.Ama bu öğretmen cinli diye sınıf değiştirten veliyi duyunca gerçekten şaşırdım.Bu okulda çalışan gayet normal öğretmenlerden biri oysaki bunu yaşayan. 1.sınıf okuturken öğrenci öğretmenin etrafında cin gördüğünü iddia etmiş.7 yaşındaki çocuğun sözlerine ailesi de onay vermiş ve sınıfını değiştirmişler.Öğretmen diyor adımı Cinli Hoca'ya çıkardılar.Güler misin ağlar mısın? 

Bu trajikomik durumu paylaşayım istedim  sizlerle.Hem de kendimde sonraları okuduğumda hatırlamış olurum dedim.İlerde derim ben ne okullarda çalıştım hey gidi hey...:):)

Bugün Ne Giydirsem?

Bugün ne giysem programını neden izlediğimi anlayabilmiş değildim. Bir ara sürekli sorguladım kendimi. Modaya hiç ilgim yok günlük hayatta kendime bile "Bugün ne giysem? "diye pek sormazken ne diye izliyorum ben bu programı diye.Ama bana iyi geliyor oradaki tipleri görünce halime şükrediyorum sanırım.Programı Bugün Ne Giysem'den çok Bugün Kime Giydirsem halinde olduğunu da söylemeden edemeyeceğim.Malum laf giydirmekten başka bir şey yaptıkları yok.



Depresyondan Çıkaran Şarkılar (Mim)

Sevgili Biricit beni mimlemişti.Hemde kendi oluşturduğu bir mim bu. Bu mimi  dönüşümün ilk mimini severek yazıyorum ve teşekkür ediyorum.
Konumuz:Depresyondan çıkaran şarkılar.

Depresyona girince genelde Batsın bu dünya tarzı insanı daha da dibe vurmasını sağlayan şarkılar dinleriz.Canımız onları çeker.Ama depresyonumuzu körüklemek istemiyorsak biraz durup şarkı formatımızı değiştirmemiz gerekiyor.Bizimkisi birazda belki bu fayda eder diye bir züğürt tesellisi aslında.Yoksa dibe vurmak niyetindeysek kolay kolay bizi kimse çıkaramıyor.Ama içimizde toplanıp hayata dönmek, bu depresyondan gerçek manada kurtulmak yatıyorsa şarkılar belki de biraz faydalı olabilir.Ne demişler "Müzik ruhun gıdasıdır."Öyleyse hepimiz biraz beslenelim.Bakalım menümüzde neler var...

Yazarın Prospektüs Notu:Bu şarkıların bende iyi etki uyandırıyor olması sizde de aynı etkiyi uyandıracağı anlamına gelmez.Şarkıları dinlerken alacağınız yan etki ve hasarlar konusunda mesüliyet kabul edilmez.Dinlemeden önce mutlaka doktorunuza danışınız.Dinlerken başka şarkıları araya karıştırmayınız.Sabah akşam tok karınla ve yüksek sesle dinleyiniz.Kendinizi fazla üzmeyiniz.:P:P

Şarkı 1:Multitap-Kareli Battaniyem(İnsanlardan sıkılanlara)


Şarkı 2:Ahmet Enes - Cennet(Aşk da umudunu yitirenlere)


Şarkı 3:Ceza-Fark var (Sinirlendiğiniz birileri varsa)



şarkı 4:Mavi Sakal-Çektir Git(Hayatınızdan çıkartmanız gerekenler insanlar olduğunda)


Şarkı 5:Malt:Deprem (Hayat tepenize de yıkılsa hala yaşamaya devam ettiğini hatırlamak gerektiğinde)

Şarkı 6:Bülent Ortaçgil:Olmalı mı olmamalı mı (Kararsızlık yaşıyorken)

Şarkı 7:Mehmet Erdem Hakim Bey:(Şikayetçiyseniz)

8:Şarkı değil ama olsun.Kaybedenler kulübünden Bazen 


Tüm bu şarkıların haricinde de beslenmenize,uyku düzeninize sosyal yaşama dikkat etmeniz iyi gelecektir.Yok ben illa evde oturup derdime yanacam diyorsanız o zaman hiç olmazsa nette komik videolar izleyin,film izleyin kitap okuyun beyninizi meşgul edin.
Bu önerilerin tek başına  işe yaramaz olduğu görülmüştür.Depresyon yaratan olayın ortadan kalkması  ve yahut bir olay sebep olduysa olayın etkilerinin üzerinden biraz zaman geçmesi gerekmektedir.İşte tüm bu uğraşlar şarkılar meşgul etme vesayresi hepsinin tek amacı depresyonda geçen süreyi kısaltma ağır depresyondan hafif düzeye çekebilmek içindir.Her şeyden önce depresyondan çıkmanız size bağlı olmakla birlikte,depresyon sürecini iyi değerlendirip yazılar yazıp biraz dipte gezinmenin de keyfine varabilirsiniz.Bkz:Polyanna bakış açısı...:))
Depresyona girmenin faydaları diye devam edebilecek bu yazının sonuna geldik.Daha fazla saçmalamamak için nokta.

Uzun zaman ara verince kimi mimlesem bilemedim.Çoğu kişide mimlenmiş.Ama hala mimlenmediyseniz kaçırmayın bu mimi yazın diyorum. Kendinize iyi gelen şarkıları  bu vesileyle tekrar dinlemek iyi geliyor..:):)


4 Kasım 2012 Pazar

Büyüdüm Büyüdüm Bakın Ne oldum!

Yazıma nereden başlasam bilemiyorum.Şu ara biraz gündemden düşen 4+4 sisteminden bahsedeceğim.Ama o kadar çok sorun var ki anlatsam hem siz sıkılacaksınız bende tekrar yaramı deşmiş olacağım sinirleneceğim.Ama anlatmadan da olmaz dedi içimden bir ses.Bu sesi susturmam olası değildi. Bende farklı bir şey deneyim dedim ve Nil'in şarkısı Pınar reklamını bakın nasılda değiştirdim.




Pınar Reklamı
(Not:Bu melodi eşliğinde okuyunuz.)



Küçükken bende öğretmen olmak isterdim.
Okursan,çalışırsan öğretmen olurdun.
Kitaplara baş koydum kitapla büyüdüm.

Büyüdüm büyüdüm okuyarak büyüdüm.
Sokaklar bana dardı kitapla büyüdüm.
Bahçeler bana dardı kitapla büyüdüm.

Yürüdüm yürüdüm inançla yürüdüm.
Sınavsız olmazdı sabırla yürüdüm.
Sorular  bile saçmaydı gene de yürüdüm.

Yürüdüm yürüdüm inançla yürüdüm.
İşime baş koydum sevgiyle yürüdüm.

Büyüdüm büyüdüm ben de öğretmen oldum.
MEB'in gözünde hiç büyümedim.
Bakanın gözünde ben hep küçüktüm.
Devletin gözünde acaba ben neydim.
Belkide kuklaydım denileni yapardım.
Sistemle oynarlardı ben de bakardım.
Emir kuluydum fikrim sorulmazdı.

Yürüdüm yürüdüm sabırla yürüdüm.
Sorunlar olurdu suçlusu bendim.
Değişen sistemin ceremesini gene ben çekerdim.

Büyüdüm büyüdüm sorunlarla büyüdüm.
Eğitim sistemi hiç düzelmedi.
Yıllardır böyleydi hiç değişmedi.
Maalesef elimden bir şeyde gelmedi.

Üzüldüm üzüldüm çaresizlik kötü
Genede umudum hiç tükenmedi.
Topluma ışık olmak benim görevimdi.










3 Kasım 2012 Cumartesi

Neler Olmuş...

Son yazımı haziranda yazmışım.Üzerinden 5 ay kadar geçmiş.Bir koskoca yaz tatili geçtiği gibi fazlası da geçti gitti.Önemli değişiklikler oldu hayatımda ve bunun dışında bende kendimi değiştirdim.Bazı konulardaki tutumum ve bakış açım konusunda.Yoksa ben hala aynı ben, huy kurusu durumları yani.

Bu süre içinde yaşanan somut olaylar:
1.Kız kardeşim evlendi.Düğünü oldu ve büyük telaşların içinden çıktık çok şükür.(Kesinlikle düğün işinin bana göre olmadığına karar verdim.)
2.4+4 sistemi geldi eğitim sistemine kocaman bir darbe vurdu.Ve bende bunun altında ezildim.Eğitim görende verende epey zor zamanlar yaşıyoruz.
3.Yukarıdaki sistem sonucu çalıştığım okuldan başka okula geçici olarak geçtim. Kendi sınıfımı yarıda bırakmak zorunda kaldım. Gittiğim okulda da 1.sınıf aldım.Varın siz düşünün gerisini yani.
4.Güzel ,iyi arkadaşlar edindim.Güzel zamanlar geçirdim.
5.Ablamın tayini İstanbul'a çıktı ve benim bir ayağım da artık İstanbul'da. İstanbul'u severdim zaten ama ayrıntılı gezince daha bir güzel olduğunu fark ettim. İstanbul ile ilgili tüm kötü anıların yerine güzellerini yerleştirdim.
6.Yakın arkadaşlarımdan biri evlendi inşallah mutlu olur.
7.Şimdilerde gene okulum değişecek tercih yaptım bakalım hangi okula nasıl bir ortama düşeceğim.Hayırlısı olsun bakalım.
8.Bir tabumu yıktım.Bunca yıl boşu boşuna zaman kaybettiğimi anladım.
9.Bol bol kitap okudum çoğu zaman günde bir kitap bitirdim. İnternetten uzak kalmanın en iyi yanı da bu oldu.Ve tabi ki bolca film,tiyatro, ve diziler izledim.Uzun zaman sonra konsere gittim iyi geldi.Anime izlemeye başladım.Geç kalmışım izlemekte diye düşündüm.Anime izlemeye başlamam sonucu evdekilerin çizgi film izliyor gibi dalga konusu olsam da her seferinde o çizgi film değil anime dedim.Bu diyalog böle sürdü gitti.:)
10.Aşk hayatım stabil hala aynı tas aynı hamam yani.Belki de ondan böyle huzurlu mutlu enerji dolu oluşum.Bu halimi seviyorum.Arada bir şeytan dürtmüyor değil ama sakın sakın sakın ha diyorum :)

2 bayram geldi geçti.Döndüm gene kürkçü dükkanıma.Zaten temelli gitmeyi düşünmemiştim.Ara verdim kendimden hayattan sıkıldığım yorulduğum bir noktada.Birde baktım aylar geçmiş.

Ve şimdi birde baktım burdayım...



Amanında amanın kim gelmiş

Valla ne desem ne yazsam ki bilemedim.O kadar çok şey birikti ki yazacak.Zaman zamanı aylar ayları kovaladı.Bense kah yazacak vaktim olmadı kah yazacak kelamım. Bazende dönmeyi düşünüp düşünüp erteledim.Tıpkı her uyanmam gerektiğinde çalan alarmı ertelemeye aldığım gibi.Ama artık alarmı susturma ve uyanma vakti. Belkide uyandırma.

Yazmaya verdiğim bu arada hayatı dolu dolu yaşadım çoğu zaman isyan ettim çoğu zaman gülüp eğlendim.Yazmaya ayıracak vaktim mi yoktu mecalim mi bilmiyorum ama artık dönüyorum.Kalemim hoş geldin hoş yaz ama boş yazma diyorum.







22 Haziran 2012 Cuma

Sevilen Şımarır Mı?

Bu yazıyı Dayatılan şu yazısını okuduktan sonra yazdım.Bir nevi yazıma ilham oldu.İlham için Dayatılan'a teşekkürler.


Bugüne kadar çevremde gördüğüm tüm kadınların el üstünde tutuldukları bir sevgi yaşıyorlarsa şımardıkları yönünde gözlemlerim oldu.İnsan belki biri tarafından çok sevilip çok değer gördü mü kendini dev aynasında görmeye başlıyor olabilir.Sevdiği kişiye yaptığı nazlar seven kişiyi mutlu bile edebilir.Ancak şöyle ki bu çevreden bakıldığında hiç hoş görünmüyor.Üstelik o şımarıklığı başkalarının da çekmesini bekliyor adeta bunu kişilik haline getiriyorsanız daha da çekilmez bir hal alıyor.

Çok sevilmek,ilgi odağı olmak bir dediğinin neredeyse ikiletilmemesi o kişi için gerçekten hoş ve güzel bir duygu.Ancak bu şuna dönüştüğünde yani hatalarınızın asla size söylenmemesi ya da bir olayda haksızsanız dahi sizin haklı görünmeniz ne kadar yaşarken hoş bir duygu gibi görünse de uzun vadede zararlı olduğu kanaatindeyim.Neden mi? hep kendinizi doğru sanmanıza neden olduğu için.Yanlış yönde ilerlemenize sebep olduğu için.Belki en çok sevdiklerinizin sizden uzaklaşmasını sağlayabileceği için.Kendinizi gerçeğiyle göremediğiniz için.Bütün bunları düşününce bu denli bir sevgi anlayışının aslında çok da sağlıklı olmayacağı kanaatindeyim.Belki insan hayatta ne yaparsa yapsın hep avunacağı bir yer olsun isteyebilir.Ama aslında insan çoğu zaman doğruyla yanlışı ayırt etmesinde bazen yol gösterici birilerini de arar.Tabi ki siz sırf kendi doğrularınızla ilgilenmediğiniz sürece.

Bir örnek vereyim kendi gözlemlerimden.Birbirini çok seven bir anne ve baba düşünün o kadar birbirlerine düşkünler ki çocukları daha 2. planda kalıyor.Bunun çocuğa hissettirdiği ne kadar haklı olursam olayım babam veya annem ondan(annemden ya da babamdan) taraf beni onun kadar sevmiyor düşüncesiyle yoğrulur.Kendini eksik sevilmiş ve güvensiz hisseder.Yanlışının doğrusunun çok farkında olamaz.Tam tersi aileler ise daha çoğunluktadır.Bir çok anne baba çocuklarını her zaman daha ön planda tutarlar.Çocuklarının bir dediğini iki etmez şımartırlar.Peki her zaman sevilen kişi şımarır mı?Şımartılmalı mı?Bu durumda sevdiklerimize asıl kötülüğü bu sevgi anlayışımızla yapmıyor muyuz?

12 Haziran 2012 Salı

İç Sesim Diyorki;

 Sevgili Biricit,Deep,Semma beni mimlemişler gecikmeden ötürü aflarına sığınıyor ve yazıyorum.
İçindeki sese bir kulak  ver hele..

Anlat bizde dinleyelim..

Ya da o sesi dinler misin , veya hiç tınlamaz mısın..

Ne yaparsın , ne edersin?

Hadi yazsana..
İç sesime geçmeden önce ben zaten sık sık iç sesiyle konuşan,hesaplaşan hafif deli bir tipim.Dış sesimi zaten radyoda dinleyenler bilir.Saat 20:00'da gene yayındayım dış sesim için tıklayınız dermişim.:P
 İç sesim harbi biraz manyaktır,acayip kuruntuludur ve çoğu zaman okuduğu kitaptan etkilenir bir müddet o cümleler gibi konuşur.

Şimdi kulak veriyoruz buyrun dinleyin hele.:P

Radyoyu gerçek hayattaki arkadaşlarına söyledin.Etme yapma dedim dinlemedin.Şimdi blogunu da öğrenirler.Neden saklanmıyorsun.Hmm anladım şimdi saklambaçtan sıkıldın. Kendini ortaya koyuyorsun.

Hep geç yatıyorsun niye böyle yapıyorsun aslında üşengeçsin işlerini hep erteliyorsun kızım diyorum sana erken yat erken kalk düzenli hayata alış artık.Dinleme bakalım seni gidi huykurusu kuruntulu insan.

Off çok sıcak(Pardon topyekûn tüm seslerim bunu diyor.)
Cuma gününe iyi hazırlan okulda güzel bir sunum yap,komik videolarla süsle diyor.Sıkıcı olmadan güldür eğlendir öğret diyor.
Valizini hazırlamaya başla gene son güne sıkıştırma diyor.
Arkadaşlarını ihmal ettin ve blogunu biraz zaman ayır diyor.
Çok fazla işlere giriştin ama iyi ettin boş ver bu dünya fani diyor. 

Ve   gene tehlikeli sularda yüzüyorsun diyor.
Diyorda diyor. Eee yeter, bende bazen birazda sus diyorum.:)

Aşağıdaki kısmı biraz incele kim yapmış kim yapmamış öle mimle diyor.
Mimlenenler:İç sesimi dinliyorum birazdan gelip mimleyeceğim.





10 Haziran 2012 Pazar

Bir İç senfonisi

Sadece geceye ait değildir hüzün ama nedense geceleri çıkar suyun üzerine.Denizaltılarda sakladığımız hüzünler sanki geceleri çıkmayı bekler.Durun anladım şimdi benim gündüzde çıkıyor hüznüm dışarı ki.Demek ki çıkmak için geceyi değilde yalnızlığı bekliyor.Düşüncelerinin serbest kalışı gibi hüzünde serbest kalıyor.Kim sevmez ki yalnızlığı veya kim sever.Ben severim.Doğuştan yalnızların sevmemesi zordur yalnızlığı.Sevmeseniz de alışmışsınızdır belki.O alışkanlık sizi terk edeceğinde panik yaşarsınız kendinize yalnız zamanlar yaratıp,insanları uzaklaştırmaya çalışırsınız.Bunu öyle ustaca yaparsınız ki kendiniz bile ne yaptığınızı ancak böylesi yazılarda düşüncelerini duyarken anlarsınız.

O kadar mutsuz adam ve kadının arasındaydı kadın.Gülüyordu kimi zaman,kimi zaman katılıyordu ve ara sıra anlamsız düşüncelerle dolu beynini o da ortaya saçıyordu.Saçmaladığını bilse de kuruntu etmekle birlikte kendine de engel olmuyordu.Dedim ya mutsuzlar kervanıydı belki katıldığı.Ama içlerinden biri diyene kadar fark etmemişti bir noktayı.En hüzünlü senin sesin geliyor.Herkes mutsuz olduğunu söyledi ama sesleri keyifli.O an kadının gitar olası geldi.Çünkü öyle bir teline dokunulmuştu ki.

Şimdi düşünüyor kadın.Neden hüzünlü kendisiydi.Öyle büyük bir acı yaşamış değildi.Tek sorunu sorun olarak görmediği doğuştan yalnızlığıydı.Bu sosyal bir yalnızlıkta değildi ruhsal yalnızlık gibi bir şeydi.Üstelik çoğu zaman çok gülerdi.Çoğu zaman arkadaşları onu severdi.O yokluğu fark edilen önemsenen biriydi.Ailesi onu severdi,değer verirdi.İşinde iyiydi.Sevilen biriydi ve sevdiği bir ortamı vardı.Sevdiği insanlar değer verdikleri vardı.İstediği hemen hemen her şeyi başarmıştı.Daha yapacakları da vardı,hedefsizde değildi.Öyleyse neydi kadını mutsuz ve herkesten daha hüzünlü yapan?Belki de her şeyi sorgulayan beyniydi...

9 Haziran 2012 Cumartesi

Proje var dediler geldik

Şimdilerde bir projeye dahil olmuş bulunmaktayım.Bu kadar işimin arasında belki bu eksikti durumu ama yararlı olacağına inandığım için bu projeye dahil olmaktan keyif duyuyorum.

Projenin Adı:Bloglar listesi 
Amacı:Blogların bulunabilinirliğini kolaylaştırmak ve blogların tanınmasını sağlamak.

Yararı:Türüne göre blog bulma şansınız olduğundan hangi tür blogu eklemek veya okumak istiyorsanız ona ulaşmanız daha kolaylaşıyor.Diğer yararlarını yaşayarak görün diyor ve uzatmıyorum.:)
Bu proje hayata geçti. Şimdilik gayet güzel gidiyor ilgi gayet yerinde ancak benim eklemek istediğim şeyler var.Yorum kısımlarını da ihmal etmeyelim.O zaman daha faydalı hale gelecektir.Bu projeden kişisel bir beklentimiz olmadığını söylemek isterim. Umarım hepimize faydası olur sevgiler blog severler.:)

Dipnot:Daha önce özenerek bezenerek yazdığım yazı silindi bu  da işte kısa ve öz oldu.Bu konuyla ilgili yazılmış diğer kaynaklar için tıklayınız.



7 Haziran 2012 Perşembe

Okumuş Boyacı



Bugünlerde öğrenciler okula gelmediğinden oturup muhabbet ediyoruz okulda.Öylesine keyifli sohbetlerle geçiyor zamanımız.Kahkahalarımız tavan yapıyor bazen.İşte o sohbetlerden birinde arkadaşlardan biri evini boyattığından bahsetti.Çok matrak bir arkadaşımızdır bahsettiğim kişi.Beni buluyor böyle şeyler diyor.Sanırım haklı.

Balkonda çamaşırı astığı sıralarda kızının odasını boyayan boyacıların bir konu üzerine tartıştıklarını fark etmiş ve gitmiş yanlarına.İki boyacı, ellerinde atlas tartışıyorlar.Biri diyormuş Dünya yuvarlak, bu atlası katladığınızda Hindistan ile Amerika yan yana sayılır,yakınlar.Diğeri ise Amerika nere Hindistan nere diyormuş.Diğeri ise hala ısrarla, atlası katladığında yakın olduklarını iddia ediyormuş.Bende "Vay be" dedim boyacılara bak atlas tartışıyorlar.Meğerse Rusyada üniversite okumuşlar.Her ne kadar aradaki okyanusu akıl edemeseler de gene de fikir telakisinde bulunmaları yeterince iyi.Ama evinin boyaması geciken arkadaş bu işten elbette ki memnun değildi.O anda iki boyacıyı, inanılmaz fikir tartışmaları yaparken hayal ettim.Ne güzel olurdu değil mi?:):):)


2 Haziran 2012 Cumartesi

Gel buraya kaçamazsın

Neredeyse gidiyordum buralardan.Pılımı pırtımı toplayıp netten sosyal medyadan sanallıktan her şeyden gidiyordum.Yapmadığım şey de değildi kaçmak.Hep bunu  yapmadım mı zaten.Ne değişti? Gene düştüm internetin kucağına ve her seferinde biraz daha fazla.

Madem kaçamıyorum battı balık yan gider durumları.



"NE İÇİNDEYİM ZAMANIN
 Ne içindeyim zamanın, 
Ne de büsbütün dışında; 
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.
..."
 
Ahmet Hamdi TANPINAR 
  
İşte böyle bu dünyanın ne içindeyim ne de büsbütün dışında, akışına kapılmış gitmekteyim.Yaralanmak çok mümkün olsa da kaçmanın çözüm olmadığını görmekteyim. Eee o zaman napıyoruz? Yazıyoruz, coşuyoruz, kendimiz gibi olmaktan da caymıyoruz. Varsın gelsin yaralar alışır elbet bu beden ve bu ruh ve de bir gün anlar.




1 Haziran 2012 Cuma

Sinirim sabrımı aşamadı gene


Bugün her zamanki gibi okula gittim.Halsiz ve rahatsızım bugünlerde.Bugünde düne nazaran iyi olsam da hala ağrılı ve gergin bir günümdü.Bir velim benimle konuşmak istedi, derse girmeden önce.Her veli ile görüştüğüm gibi elbette ki o veliyi de geri çevirmedim.İlk cümle aynen şuydu:"Bu Ali'i ne yapacağız?Ali ile neden ilgilenmiyorsunuz?"Gözlerinin içine baktım.İnanamadım çünkü bu laflara.Dedim ilgilenmiyor muyum?Size hiçbir şey söylemiyorum dedim ve sınıfa gittim.Geldi peşimden dedim ben  Aliyle ilgilenmiyorum öyle mi?Herhalde en çok ilgilediğim bir öğrenci varsa o da Ali. Beni çok uğraştıran öğrencilerden biri.Ki zaten daha önceki görüşmelerimizden bunu biliyor.Ben ilgilenin dediğimde çalışmasını bahane eden bir veli beni bu suçlarla itham ediyor.Sürekli ödevini yazmayan benim başında durmamla ancak zorla yaptırdığım öğrencilerden biridir Ali.

Suçlamaları devam etti.Her söylediği suçlamanın bende cevabı, net haklılığımı gösteren yanıtları vardı.Ama o yılmadı işte suçlamak ne kadarda kolaydır hep değil mi?Oysa çocuğunun başarısızlığı için ben onu suçlamamıştım.Yapmam gereken buymuş demek ki.

Suçlama 1:İlgilenmiyorsunuz.Kağıttaki doğrularına bakmamışsınız.

En çok ilgilendiğim öğrenci sürekli ödevini eksik ya da hiç yapmıyor.Sürekli uyarıyorum.Ve dün gene karşıma aldım konuştum.Birebir ödevini yazıp yazmadığını kontrol ettim.Hatta bununla yetinmeyip ben kendim ekledim bazı şeyleri yazdım.Bundan öncesinde eve gönderdiğim notların haddi hesabı yok.Telefon görüşmeleri vs saymıyorum...

Kağıt ise şöyle; bir tarafını sınav yaptım ki notlar teslim edildi.Değerlendirme amaçlı unuttukları tekrar hatırlatmak bağbındaydı. Ki bizde sınav yapma mecburiyeti falan da yok.Anlamsız bir iş yapmışım meğerse.O kağıdın bir tarafına not verdim değerlendirdim.Arkası ise sınav değilde ilk 5 soruyu çözün dedim tek tek dolaştım artı eksi koydum.Sonra tahtada cevapladım.Doğrularını yazdılar.Ardından diğer soruları yapmalarını istedim bu soruların çoğunu unutmuş olan öğrenciler zorlandı tabi.Bende bir müddet gezdim hep eksi olan öğrencilere eksi vermek yerine tahtada tek tek çözüp anlatıp doğrularını yazmalarını istedim ki onu bile yapamadılar.

Doğrularını geçirmekten acizdi bir kısmı.Benim zaten tavan yapmış dünden kalma bir kızgınlığım vardı bu konuda.Anlatmama emek vermeme rağmen velilerin ilgisizliği çocukların bir kısmının umursamazlığı ve daha sayabileceğim bir çok sebepten ötürü gergindim.Bunları geçtim çalıştığım bölgeden zaman zaman bahsediyorumdur.Belki iğneyle kuyu kazıyordum ama kazmaya da devam ediyorum kendi çapımda.Ama bu tür insanlar olduğunda insan kendini nasıl hissediyor bilmem söylememe gerek var mı?Her neyse, suçlaması şuydu; ben doğru yapan çocuğuna artı koymamışım bakmamışım.Dedim ki onları ben tek tek çözüp anlattım doğrusunu yazmasını istedim onu bile zorla yaptı.Buna diyecek bir cevabı yoktu tabi.

Ve eklemek istiyorum herkes beden dersine  çıktığında bana da ısrarla sende çık dediklerinde benim şu soruları anlatmam tamamlamam lazım demeseydim.Belki suçlu hissederdim kendimi.Yaptığı suçlamalardan biri bile doğru olsaydı ben suçlardım kendimi.Ama bu anlamsız suçlamaları kabullenerek haksızlık edemem kedime, bu kadarını da yapamam.Ve kendi ilgisizliğinin suçunu bu kadar saygısızca öğretmene yükleyebilen birine ne demeliydim acaba?

Ve düşünüyorum hangi insan beyni şunu algılayamaz.Arka taraftaki basit sınıfın en başarısız öğrencisinin bile 60 aldığı bir sınavdan 40 almış çocuğu.Diğer tarafa gelelim ilk 5 soru hep eksi diğer kısmının nasıl doğru olmasını bekledi acaba?Daha zor sorulardan oluşan problemleri yaptığını düşünmesi çocuğunun seviyesinden habersiz olduğunun da bir kanıtı aslında.

2.Çalışkanlarla ilgileniyormuşum bana yanaşanlarla kısacası yalakalık yapanlarla ilgileniyorsunuz diyor yani.
Ben bana gelip bir şey soran danışan herkesle konuşuyorum.Bunu herkes bilir ki kimseyi ayırmam statüsü durumu hatta çocuğu ne durumda olursa olsun ilgilendiğim için bu da çok gücüme gitti hatta en çok ağrıma giden buydu belki de.En önem verdiğim bir şey varsa o da ayrımcılık yapmadan herkese eşit mesafede olmaya çalışmak.Ama olmamalıymışım.Algısı düşük ya da çalışmayanları arkaya atıp görmezden gelmeliymişim.O zaman bu suçlamalarında haklı olurdu hiç değilse.Bende bu kadar üzülmezdim.Zaten bu cüreti gösteremezdi o zaman.İki kelime konuşmayan bir öğretmende olabilirdim kuşkusuz.Evet hatalıyım burnu havada, velilerini küçümseyen bir öğretmen olmadım.İnsan diye baktım herkese.Her zaman ki hatamı yineledim.Bile bile sonuçlarını, öyleyse çek şimdi.

Bir öğretmen arkadaşın yorumu:Bunu söylemeye nasıl cesaret buluyor?

Yani sen suçlusun o cesareti sen verdin ona diyor.Haklı ne diyeyim ki. İnsan gibi muamele etmenin sonuçları bunlar.Değişmeyeceğim insana insan olduğu için değer vereceğim demenin sonuçları bunlar.Öğretmenim diye  onlar cahil diye küçümsemeyişimin sonuçları bunlar.Ve herkese eşit davranayım ayırmayım anlatayım demenin sonuçları bunlar.

Diğer suçlamalarını anlatmaya takaatim yok.Bu yazıyı yazdıkça geriliyorum sanırım.Zaten o suçlamalarına ben değil öğrencilerim cevap verdi.Öğretmen öyle bir şey demedi ki ona şöyle oldu vs diye anlattılar.Hatta ben demeden kendileri anlattı onunla konuşmalarımı uyarmalarımı.Engelli öğrencimin velisi de biraz bir şeyler söyledi anlattı.Ama ben ona gene bir şey demedim zaten gözleri dolmuştu.Benim bir şey söylememin anlamsız olacağını mı düşündüm ya da değmeyeceğini mi bilmiyorum.Sadece şunu geçirdim aklımdan .Bu dediklerini başka birine demiş olsaydı neler yaşayacağını neler duyacağını.Bendense sadece haklılığımı savunacağım kadar sözler işitti.Yeteri kadar tepki vermediğimi bende biliyorum.Vermeli miydim? Evet  ama maalesef huyumkurusun.

Dipnot:Bazen sıkılıyorum kendimden kendimdeki bu iyi niyet biçiminden.Haykırmak istiyorum neden duruyorum.Kızmak istiyorum neden sakinleşiyorum.Kendime yaptığım bu haksızlıkların ceremesini gene ben çekiyorum.



31 Mayıs 2012 Perşembe

Küçük Birikintiler

Bavulum hazır demiştim hani.Hatırlayanlar vardır belki.Gidemeyeceğimi de biliyorum esasen yazmak bana bu kadar iyi gelirken hep gitmekle gitmemek arası kalacağım belliydi.O yazıda da bunu ifade etmiştim zaten.Yazamadığım yazmadığım süreçte aslında yazmam gerekenler öyle birikti ki içimde kalemimden dışarı taşıyorlar kuşkusuz.

Hangisinden başlayalım bilemiyorum gene hüzünlü ve dertli bir yazı olacak kuşkusuz.Boşuna hüzünlü kategoride o sıraya konulmadım .:)Evet yazılarım hüzünlü ve dertli ve hatta sinirli çünküsünü başka bir yazıya mı saklasam diye geçiyor içimden, ama sırası gelmişken de yazmalı.Şöyle oluyor:P Ben hüzünlüyken daha bir yazası gelenlerdenim.O zamanlar içime dolan hüznü ve siniri başka türlü atamıyorum ya da başkasından çıkarmak bana göre değil bunu .Böyle yaptığımda daha çok üzüleceğimi bildiğimden yazıya dökmek daha iyi geliyor ve kesinlikle rahatlatıyor.Genel olarak neşemi pek yazıya dökmüyorum döküyorum da nadir işte.:)

Blog dünyasını bir kenara hatta sanal dünyayı bir kenara bırakacağım şimdi.Hayat öğretti ki bunlar boş işler.Boş işlerle uğraşıyor olsam da boş zamanımı bunla değerlendiriyor olsam da uğraşacağım diğer boş işlerden daha anlamlı geliyor.Tv izlemektense buralarda bir kaç yazı okumak,yazı yazmak bu dünyanın farkında olmak biraz daha anlamlı.

Her neyse bunları bir kenara bırakayım ne çok şeyler birikiyor değil mi zamanla kenarda. O birikintiler zamanla tam beyninizin ortasına gelmeye başlıyor ve düşünemez oluyorsunuz.Ama yazdıkça ben onları kenardan atıyorum işte.:)

Ve hala sadete gelemedim.İşte o kadar birikmiş ki içimde ancak gelebiliyorum.Blog dünyasını at bir kenara hatta net dünyasını da dön şimdi gerçek yaşama.Bazen bu iki yaşam içinde kafam karışıyor çok fazla bu dünyanın içinde yer almaya başladığımı fark ediyorum.Uzak durmak ise bazen zor.


Devamı çok sinirlendiren bir olaydı .Onuda bir yazayım belki paylaşmam:)